"Suçluyu Ararken, Suçluyu İşaret Edenlerin de Suça Ortak Olduğunu Fark Ettik"
Sessiz kalan, alkış tutan ve bel bağlananların hesabına dair bir özeleştiri ve itiraz metni
"Sözüm Dindar" Diyenlerin Sessizliği
Sözüm bir kısım kendine "dindarım" deyip yapılan haksızlıklara, kanunsuzluklara, ahlaksızlıklara ses çıkarmayan; hatta üstüne üstelik onaylayan ve destekleyenlere. Sözüm kendini "devrimci" olarak nitelendirip, her türlü ahlaksızlığa, her türlü çıkara, her tür yanlış ilişkiye bulaşmaş şahısları görmezden gelenlere, itiraz etmek yerine alkış tutmaya devam edenlere. Öte yanda bu alkışlara hayranlık gösteren kalabalıklara...
Nasıl ki atasözümüz der: "Yalan dünya, bin bir yalan; kimine göre bal, kimine göre zehir." Bal diyenler, şişenin dibine kadar parmaklarını batıranların safında yer alıyor.
Kaosun Süresini Uzatan Asıl Sebep
Bunca kaos, ekonomik sorunlar, hukuki eksiklikler, eşitsizlikler, kaygılar, geleceği görememe ve benzeri güncel sorunlar... Sanırım bu kaosun süresinin uzamasının en büyük nedeni, insanların bel bağladığı yerlerin de sorunun ve problemlerin birer öznesi olduğunu fark edememeleridir.
Zamanında güvenilen ama hatalara ve yanlışlara bulaşmış olan kanalların açılmadığı, bu konularda gerekli düzenlemelerin doğru zamanda yapılamadığı ortaya çıktı. Artık demem o ki:
"Suçluyu biz ararken, beraber suçluyu işaret ettiklerimiz de suça dahilmiş."
"Beraber hırsız var!" diye bağırırken, öne çıkarmaya çalıştığımız kişilerin de bu hırsızlık organizasyonunun içinde olduğu ortaya çıktı. Üstelik parmaklarını bala, şişelerin dibine kadar batırdıkları acı bir gerçek olsa gerek. Nasıl ki derler: "Bal yiyen parmağını yalar" — ama burada yalayanlar, balı çalanların ta kendisi çıktı.
"Bu Akılsızlığa, Bu Aymazlığa Artık Katlanamıyorum"
Kardeşim, artık bu aymazlığa ben katlanamıyorum. Her taraftan hile var, soygun var, ahlaksızlık var; ve hâlâ daha bu işlerin içinde olanlara ilah gözüyle bakan kalabalıklar var. Artık bu başka bir boyut; anlam veremiyorum.
İtiraz edeceğinize "başımızdan defolup gidin" diyeceğinize, hâlâ el açıp pençe sallarsınız. Bunları gördüğünüzde fotoğraf çekilmek için yarışa girersiniz. Durumunuz gerçekten utanç verici; ahmaklığın da bir boyutu vardır derler ya, tam o boyutta.
Hırsızı alkışlayan, ahlaksızı alkışlayan, yalancıyı alkışlayan ve göz göre göre artık her şeyi alkışlayan bu yığınlara ben hiçbir şey söyleyemiyorum. Çünkü o kadar alışılmış, o kadar hayatın içine işlemiş ki... Diyeceğim tek şey şu: Bu kadar mı muhtaçsınız? Bu kadar mı kendinizi rezil etmeye, kendinize zarar vermeye, yakınlarınıza, ailenize, geleceğinize zarar vermeye bu kadar mı muhtaçsınız? Pes doğrusu!
Nasıl ki meşhur sözde: "Köpeğe atılan taş, sahibine değmez" — ama bizdeki durum tersine dönmüş; taşı atanı değil, taşı yutanı alkışlıyoruz.
"Siyasetten Soğutanlar Var, Ama Kaçmamak Gerekiyor"
İnsanı siyasetten soğutuyorlar; ama kaçmamak gerekiyor. Sorunları görüp kaçanlar da, sorumlu kalmaktan korkanlar da bu gidişatta sorumludur. Çünkü yapılan yanlışları, liyakatsizlikleri, dönen olayları görüp yalakalıkla öne çıkmaya devam eden bir sistem içinde barınmak istemeyip kaçtıklarında ve mücadele etmediklerinde, ne yazık ki bu alışkanlıklara sahip, her an her türlü hataya tenezzül edecek insanların siyasette etki sahibi olmasına olanak sağlıyorlar.
Şunu hepimizin kabul etmesi gerekir: El etek öperek, torpil yoluyla hareket eden kişinin, dik durarak hareket eden şahıstan daha çabuk olayların içinde menfi hareket edebileceğini kestirmek çok da zor olmasa gerek. Nasıl ki derler: "Dik duranın gölgesi bile dik olur."
"İnadına Mücadele Ediyorum"
Ben hâlâ kaçmadan bir şekilde mücadeleye devam etmek gerektiğine inananlardanım ve inadına mücadele ediyorum.
İnsanların bu konudaki görüşü şöyle: Herhangi bir maddi menfaat elde etmeden, rant elde etmeden, kendilerine imkân tanınmadan yola devam etmek onlara mantıklı gelmiyor. Evet, belki onurlu ve düzgün hareket etmenin itibar görmediği, saygı görmediği bir dönem içindeyiz. Fakat bu, evrensel değerlere ve dik duruşa sahip olmanın getirdiği sorumluluktan kaçmak da çok akıllıca değil. Değerleri taşıyarak devam etmeyi daha sağlıklı görüyorum.
Nasıl ki atasözümüzde: "Zahmetsiz rahmet olmaz." Onurlu duruşun bedeli de vardır; ama o bedel, vicdanın rahatlığından daha ağır değildir.
Propagandaya Kanıp Taşıyıcı Olmak
Tüm bunlar dışında, izlediğim kadarıyla; ezbere, sosyal medyada siyasetin güdümündeki laflara kanıp yaygın propagandanın unsurlarını taklit eden ve bunun aynı zamanda taşıyıcılığını yapan insanların, akıl ve yetenek olarak kendilerine bir yer koymaları, tamamen bu menfaat süzgecinde belirlenmiş olmalarından kaynaklanıyor.
Bu durumun akılla, zekâyla, onurla ve karakterle herhangi bir alakası olmadığını da fark etmelerini umut ediyorum. En azından böyle bir yola tenezzül etmeyi düşünüyorlarsa...
Sonuç: Sitemim, bir itirazın ve özeleştirinin sesidir. Suçluyu ararken suçluyu işaret edenlerin de suça ortak olduğu gerçeğini görmek, kaosun çözümünün ilk adımıdır. Ve her ne kadar doğru yanlış ayırt etmeksizin alkışlayan kalabalıklar umudumuzu kırsa da, dik duranların inadına mücadelesi, bu toplumun geleceğinin tek garantisi olarak görüyorum! Aziz TEPE 24/10/2026
Yorumlar