Bir Çocuğun Kalbine Dokunabilmek
Şanlıurfa’da…
Kahramanmaraş’ta…
Hayatını kaybeden çocuklarımızı…
öğretmenlerimizi…
Sadece anmıyoruz.
İçimizde taşıyoruz.
Çünkü bir çocuk…
sadece bir haber değildir.
Bir öğretmen…
sadece bir meslek değildir.
Onlar;
bir hayaldir,
bir umuttur,
bir gelecektir.
Ve biz…
o geleceğin bir parçasını kaybettik.
Ama bugün yaşanan hiçbir şey…
tek başına “bir çocuğun yaptığı bir olay” olarak geçiştirilemez.
Bu, buzdağının sadece görünen kısmıdır.
Asıl mesele…
yıllardır biriken, görülmeyen, konuşulmayan şeylerdir.
Bir çocuk…
durduk yere şiddete yönelmez.
Öfke birikir.
Yalnızlık birikir.
Değersizlik hissi birikir.
Anlaşılmamak birikir.
Ve bir gün…
taşar.
Peki o güne kadar…
Kim fark etti de sustu?
Kim gördü de görmezden geldi?
Kim “bizim çocuk yapmaz” deyip geçiştirdi?
Bazen bir çocuk evde büyür…
ama yalnız büyür.
Ailesi vardır…
ama onu gerçekten duyan yoktur.
Sevgi;
sadece karnını doyurmak değildir.
Sevgi;
bir çocuğun kalbine dokunabilmektir.
Onu dinlemek…
onu anlamak…
onu gerçekten görmek…
Okullarda da benzer bir sessizlik var.
Çocuklar ders görüyor…
ama görülmüyor.
Başarı ölçülüyor…
ama duygular ölçülmüyor.
Bir çocuk içine kapanıyor…
yalnızlaşıyor…
sinyaller veriyor…
Ama çoğu zaman kimse gerçekten fark etmiyor.
Oysa bu tür olaylar…
bir anda olmaz.
Aylar öncesinden başlar.
Bir bakışta…
bir suskunlukta…
bir dışlanmada başlar.
Ve biz…
çoğu zaman sadece sonucu konuşuruz.
Ama sebebi…
sessiz bırakırız.
Bugün etrafımıza baktığımızda…
Şiddet sadece bir olay değil,
bir dil haline geldi.
Ekranlarda…
sosyal medyada…
oyunlarda…
Öfke görünür,
sertlik normal,
empati zayıf…
Ve çocuklar…
bunların içinde büyüyor.
Bir çocuk…
Eğer anlaşılmadan büyürse,
değer görmeden büyürse,
sürekli yarışın içinde büyürse…
Bir süre sonra kendini anlatamaz.
Ve anlatamadığı yerde…
tepki verir.
Belki de en zor soruyu şimdi sormalıyız:
Bu çocuk bu noktaya gelene kadar…
biz neredeydik?
Ama bu bir suçlama değil.
Bu…
bir yüzleşme.
Çünkü bu hikâyede hepimiz varız.
Aile olarak…
öğretmen olarak…
toplum olarak…
Ve hâlâ bir umut var.
Çünkü hâlâ öğretmenler var.
Bir çocuğun gözlerinin içine bakıp
“Sen değerlisin” diyebilen öğretmenler…
Kalabalığın içinde bir çocuğu fark eden…
onu gerçekten gören öğretmenler…
Ama öğretmenler de yalnız kalmamalı.
Çünkü bir öğretmen yalnız kalırsa…
bir çocuk eksik kalır.
Bu yüzden artık şunu söylemeliyiz:
Birbirimizi suçlamayacağız.
Birbirimizi anlayacağız.
Çünkü bir öğretmen güçlenirse,
bir çocuk güçlenir.
Bir çocuk güçlenirse,
bir toplum iyileşir.
Ve unutmamalıyız:
Her çocuk farklıdır.
Her yol değerlidir.
Bu ülkenin;
zanaatkâra da ihtiyacı var,
çiftçiye de,
ustaya da…
Ama en çok…
insana ihtiyacı var.
Belki de şimdi yapmamız gereken tek şey:
Durmak…
bakmak…
ve gerçekten görmek.
Çünkü bir gün…
Hiçbirimiz hatırlanmayacağız
kaç puan aldığımızla.
Ama hatırlanacağız…
Bir çocuğun kalbine dokunup dokunmadığımızla.
Eğitim…
bir kalbe dokunabilmektir.
Eğer biz yeniden sevmeyi hatırlarsak…
yeniden anlamayı öğrenirsek…
yeniden insanı merkeze koyarsak…
Her şey değişir.
Ve o zaman…
Kaybettiklerimizin acısı…
boşa gitmez.
Yorumlar