AFRODİSYAS’TAN NEMRUT’A, KAPADOKYA’DAN ANTİAKYA’YA

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Aziz TEPE

AFRODİSYAS’TAN NEMRUT’A, KAPADOKYA’DAN ANTİAKYA’YA

İçinde öyle bir şarkı vardı ki dünyanın…
Taşlara sinmiş, suya karışmış, rüzgâra emanet edilmiş bir titreşim…
Duymayanı uyandırır,
duyanı değiştirir,
yalanla yaklaşanı dağıtırdı.

O şarkı Olimpos’un unutulmuş bir damarında akardı.
Olimpos’un doruklarında Zeus’un bakışıyla uyanır,
Zeus’un asasından düşen kıvılcım gibi dünyaya inerdi.
Ve her çağda, bir insanı seçerdi.

AFRODİSYAS: TAŞA YAZILAN İLK ÇEKİM

Yol Aydın’dan başladı.
Toprağın altında hâlâ mermer gibi bir hafıza vardı:
Aphrodisias…

Orada bir tapınak değil, bir hatırlayış vardı.
Aphrodite’nin nefesi taşların arasından geçerken,
İlk kez kendi kalbini duydum.

Ve o anda…
O da onu gördü.

Köpükten doğan bir bakış gibi…
Zamanı ikiye bölen bir sessizlik gibi…

Aphrodite, insan suretinde değildi belki.
Ama insanın en eski hatırasıydı.

“Sen,” dedi rüzgâr,
“kendini ararken onu bulacaksın.”

NEMRUT: TANRILARIN SUSKUN BAŞLANGICI

Yol yükseldi.
Dağlar ağırlaştı.
İnsan küçüldü.

Mount Nemrut’da güneş, taş yüzlere vuruyordu.
Tanrılar orada konuşmazdı artık…
sadece bakardı.

Kommagene kralları gibi suskun…
başsız heykeller gibi bilge…

Anladım:
Her güç, en sonunda taş olur.
Ama aşk…
taş bile olsa içten yanar.

Aphrodite görünmedi.
Ama varlığı arttı.

Çünkü bazı yokluklar, en güçlü varlıktır.

KAPADOKYA: RÜYANIN İÇİNDEKİ GERÇEK

Rüzgâr yön değiştirdi.
Toprak yumuşadı.
Gökyüzü yere indi.

Cappadocia artık bir coğrafya değildi.
Bir rüya organıydı dünyanın bedeninde.

Peri bacaları arasında yürürken duydum:
Aphrodite konuşmuyordu…
ama her taş onu fısıldıyordu.

“Sevgi bulunmaz,” diyordu rüzgâr,
“inşa edilir.”

Ve anladım
Aşk bir varış değil, bir dönüşümdü.

Kendi sertliğinden yumuşayan bir insanın hikâyesi…

ANTİAKYA: ARINMANIN SUYU

Yol en sonunda suya vardı.
Ve su, her şeyi affederdi.

Antakya’da, dünyanın ilk ışıklarıyla dokunmuş bir sessizlik vardı.
Saint Peter’s Church Antakya’nin taş duvarları,
bin yıllık duaları hâlâ saklıyordu.

Burada , Aphrodite’yi son kez hissettim.

Ne bir tanrıça olarak…
Ne bir hayal olarak…
Sadece arınmış  sevgiydi hissim.

Zeus’un sesi yoktu artık.
Ares susmuştu.
Poseidon uzaklaşmıştı.

Sadece bir şey kalmıştı:
İnsan.

SON ARINMA

Suya baktım.
Su bana değil, içimdekine bakıyordu.

Ve Aphrodite’nin sesi artık bir varlık değil, bir hakikatti:

“Sevgi…
sahip olmak değildir.
Sevgi…
kirlenmeden kalabilmektir.”

Ve anladım:

Nemrut’ta taş olmuş kibirden geçtim.
Kapadokya’da rüyaya dönüştüm.
Antakya’da ise tamamen çözüldüm.

Artık geriye bir isim değil, bir hâl kalmıştı.

SON

Ve o şarkı yeniden duyuldu dünyanın içinde…

Ama bu kez Zeus’un asasından değil,
bir insanın kalbinden yükseliyordu.

Sert değildi.
Yıkıcı değildi.
Sadece gerçekti.

Ve şunu söylüyordum:

“İnsan, ancak sevdiği kadar insan olur.”

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar