Bununla birlikte Alvan, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin "Türkiye'ye baskı yapmaktan ziyade, yaklaşan seçimlerde Netanyahu lehine müdahalede bulunmasını sağlamak amacıyla ABD'nin tutumuna baskı kurmak için tırmandırılabileceğini" belirtti.
İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin sürmesi ve son dönemde bu eylemlerin ivme kazanması, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine yol açıyor.
İki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan bozulma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz haziran ayında yaptığı açıklamalarla belirginleşti. Erdoğan, Türkiye'nin güvenliğinin Hatay'dan başlamadığını, Halep, Şam ve Beyrut'tan itibaren şekillendiğini vurgulayarak, Ankara'nın "vaat edilmiş topraklar" illüzyonuna izin vermeyeceğini ifade etti.
Erdoğan ayrıca, İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarının Türkiye'yi de tehdit eder boyuta ulaştığı değerlendirmesinde bulundu.
İsrailli yetkililerden de Türkiye'ye yönelik sert açıklamalar geldi. İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, 29 Temmuz'da yaptığı açıklamada, Ankara'nın Suriye'de askeri üs kurma planlarını hayata geçirmesi durumunda, İsrail'in de Suriye toprakları içinde askeri üsler kurabileceği tehdidinde bulundu.
Suriyeli siyasetçi ve hukukçu Muhammed Sabra, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki eylemlerinin üç temel nedene dayandığını belirtti.
Birinci Neden: Enerji ve Ticaret Ağlarını Engelleme
Sabra, ilk olarak, Suriye üzerinden geçebilecek bölgesel mal ve enerji tedarik zincirlerini engellemek amacıyla bölgede güvenlik zafiyetinin sürdürülmek istendiğini kaydetti.
Netanyahu hükümetinin bu doğrultuda Suveyda'daki ayrılıkçı grupları desteklediğini, Dera ve Kuneytra vilayetlerini ise sürekli bir güvenlik endişesi ve gerilim altında tuttuğunu belirten Sabra, Körfez'deki enerji kaynakları ile lojistik dağıtım merkezlerini Suriye üzerinden Türkiye'ye veya Akdeniz aracılığıyla Avrupa'ya bağlayacak her türlü bölgesel projenin Suriye'nin güneyinden geçmek zorunda olduğunu vurguladı.
İkinci Neden: İçeride Seçim Stratejisi
Sabra'ya göre ikinci etken, İsrail'de önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan genel seçimler. Sağ koalisyonun seçimleri kazanma hedefiyle güvenlik konusunu merkeze aldığını belirten Sabra, İsrail hükümetinin Suriye kaynaklı tehdit söylemlerini bu amaçla kullandığını ifade etti.
Üçüncü Neden: Şam Yönetimini Zayıflatma
İsrail'in hamlelerinin arkasındaki üçüncü neden ise Suveyda'daki bazı yerel dini liderlerin ayrılıkçı arzularını canlı tutmak ve böylece Şam yönetiminin ülke genelinde tam kontrol sağlama politikalarını boşa çıkarmak olarak değerlendiriliyor.
Sabra, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiyi tanımlamak için "çatışma" yerine "rekabet" ifadesini kullanmanın daha doğru olduğunu belirtti.
"Bu rekabet Suriye'nin kendisiyle ilgili değil; her iki ülkenün bölgenin jeopolitik olarak yeniden şekillendirilmesine yönelik projelerine ve tedarik zinciri ağlarındaki rollerine ilişkin yaklaşımlarından kaynaklanıyor" dedi.
Sabra, Türkiye'nin bir NATO üyesi olarak ittifak antlaşmasından doğan yükümlülükleri bulunduğunu, İsrail'in ise NATO ile antlaşması olan ve "ittifak dışı stratejik müttefik" statüsünde yer alan bir ülke olduğunu hatırlattı.
"Aralarındaki süreç bir rol ve konum rekabetidir; geleneksel anlamda bir çatışma değildir. Yani taraflardan hiçbiri diğerini askeri olarak mağlup etmeyi amaçlamamaktadır. Dolayısıyla Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanması son derece düşük bir ihtimaldir" dedi.
Sabra ayrıca Suriye'nin kritik öneme sahip hususlarını şöyle sıraladı:
"Milli egemenliğimizi korumak, hiçbir tarafa karşı haklarımızdan taviz vermemek, iç güvenlik istikrarını sağlamak ve Suriye'nin Arap dünyasıyla olan derin bağları çerçevesindeki koordinasyonunu artırmaktır. Zira bölge, kendisini rakiplerin kozlarını paylaştığı bir alan olmaktan çıkarıp, geleceğimizi şekillendiren küresel stratejilerde etkin bir aktör konumuna taşıyacak özgün bir stratejik vizyona sahip olmak zorundadır."
Jusoor Araştırma Merkezi Direktörü Vail Alvan, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin mevcut seviyede devam edeceğini ve bu durumun önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan İsrail genel seçimlerine kadar süreceğini öngördü.
"Netanyahu hükümeti her zaman askeri ve saha geriliminden ziyade siyasi tansiyonu yüksek tutmaya, Gazze, Güney Lübnan ya da Suriye üzerinden sürekli bir medya gündemi oluşturmaya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla mevcut ivmedeki bu tırmanış, İsrail'in iç ve dış kamuoyuna kendi söylemleri doğrultusunda mesaj verme baskısının bir sonucudur" değerlendirmesinde bulundu.
Alvan, Türkiye ile İsrail arasında siyasi ve medya söylemi düzeyinde yaşanan gerilimin bir boyutunun da bu yaklaşımla ilgili olduğunu belirterek, Tel Aviv'in iç siyasi hedefler doğrultusunda "dış tehdit" algısı inşa edip bunu pazarlamaya çalıştığını ifade etti.
ABD'nin bu durumu kontrol altında tutmak adına İsrail üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Alvan, "Bu durum yalnızca söylemlerden ibaret değil; ortada fiziki ihlaller, tırmanan bir gerilim, provokasyon ve saldırılar söz konusu. İsrail, Suriye'deki istikrarı hedef alarak Türkiye'ye mesaj verme arayışında" ifadelerini kullandı.
Alvan'a göre Türkiye ve İsrail tarafları mevcut gerilimi tırmandırmama ya da düşürme çabası içinde olmasalar da, sürecin daha fazla şiddetlenmesi ve şu an tanık olunan medya düzeyindeki angajman kurallarının dışına çıkması beklenmiyor.
Bununla birlikte Alvan, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin "Türkiye'ye baskı yapmaktan ziyade, yaklaşan seçimlerde Netanyahu lehine müdahalede bulunmasını sağlamak amacıyla ABD'nin tutumuna baskı kurmak için tırmandırılabileceğini" belirtti.
Yorumlar