İsa açıklamasının sonunda iklim değişikliğinin dünyanın siyasi haritasını kendiliğinden yeniden çizmediğini ancak uluslararası ilişkilerin coğrafi ekonomik ve stratejik temellerini değiştirdiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu Sınırların korunması artık egemenlik iklim adaleti güvenlik ve uluslararası hukukla doğrudan bağlantılı bir mesele haline geldi
İklim Değişikliği Sınırları ve Egemenlik Haklarını Yeniden Şekillendiriyor
Konunun Özeti
İklim değişikliğinin etkileri artık sıcaklık artışları seller ve kuraklıkla sınırlı kalmayıp ülkelerin sınırları ile toprakları suları ve doğal kaynakları üzerindeki egemenliklerini ilgilendiren daha karmaşık bir boyuta ulaştı Buzulların erimesi kıyıların gerilemesi ve nehir yataklarının değişmesiyle birlikte uluslararası sınırların çizilmesinde tarihi olarak kullanılan bazı coğrafi unsurlar istikrarını yitirmeye başladı
Hukuki ve Siyasi Sorular Ortaya Çıktı
Bu durum benzeri görülmemiş hukuki ve siyasi soruları beraberinde getiriyor
Küresel ısınma nedeniyle iki ülke arasındaki sınırlar değişebilir mi Bir devlet topraklarının bir kısmı sular altında kalırsa deniz haklarını koruyabilir mi
Alplerdeki Dağ Kulübesi Sınır Anlaşmazlığının Merkezine Geldi
Deniz seviyesinden yaklaşık 3 bin 480 metre yükseklikteki Alplerin zirvelerinde yer alan küçük bir dağ kulübesi bu dönüşüme somut bir örnek teşkil ediyor
İtalyanlar tarafından 1984 yılında İsviçre sınırındaki Testa Grigia zirvesi yakınlarında inşa edilen Rifugio Guide del Cervino adlı dağ kulübesi buzulların gerilemesiyle iki ülke arasındaki sınırın belirlenmesinde temel alınan doğal özelliklerin değişmesi sonucu kendisini bir sınır anlaşmazlığının merkezinde buldu
İnşa edildiği dönemde İtalya topraklarında yer alan kulübe Theodul Buzulunun bazı kısımlarının erimesiyle birlikte su bölümü çizgisinin yer değiştirmesinden etkilendi Daha önceki coğrafi tahminler binanın idari ve ekonomik olarak İtalya ile bağı sürmesine karşın sınırın değişen güzergahına göre yaklaşık üçte ikisinin İsviçre tarafında kalabileceğini göstermişti
İki Ülke Uzlaşıya Vardı
Konu iki ülke arasında doğal değişiklikleri ve yerel çıkarları gözeten bir uzlaşı bulmak amacıyla müzakerelere dönüştü
Mayıs 2023te ortak bir komisyon Testa Grigia Plateau Rosa Kouch Karell ve Guba di Rollin bölgelerinde sınırların değiştirilmesine yönelik bir tasarıya varırken İsviçre Federal Konseyi 27 Eylül 2024te anlaşmanın imzalanmasını onayladı
İtalyan basınında yer alan haberlere göre önerilen düzenlemeler diğer sınır değişiklikleri karşılığında kulübenin İtalya topraklarında kalmasını sağlıyor
Egemenlik Otomatik Olarak Geçmiyor
Bu olay iklim değişikliğinin bazı uluslararası sınırların dayandığı coğrafyayı nasıl yeniden şekillendirebileceğini ancak bunun egemenliğin bir ülkeden diğerine otomatik olarak geçeceği anlamına gelmediğini gözler önüne seriyor
Sınırların su bölümü çizgisini ya da hareketli doğal unsurları takip ettiği bölgelerde çevresel değişiklikler yeniden ölçüm ve sınırlandırma yapılmasını veya yeni anlaşmalara varılmasını zorunlu kılabilirken sabit koordinatlar veya bağlayıcı anlaşmalarla belirlenen sınırlar kendi yasal kurallarına tabi kalmayı sürdürüyor
İsviçre İtalya Sınırının 40 Kilometresi Buzullardan Geçiyor
İsviçre Federal Topoğrafya Ofisine göre toplam 578 kilometre uzunluğundaki İsviçre İtalya sınırının yaklaşık 40 kilometresi kalıcı karlar veya buzullar üzerinden geçiyor
Theodul Buzulunun gerilemesi 1940 ile 2000 yılları arasında sınır kesimlerinden birinin 100 ila 150 metre arasında yer değiştirmesine neden oldu bu durum da dağlık bölgelerde meydana gelebilecek değişimlerin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor
Uzman İsminden Önemli Değerlendirme
Mısırın Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi eski Koordinatörü Hişam İsa yaptığı açıklamada iklim değişikliğinin devletlerin sınırlarını doğrudan ve dolaylı olarak etkileyebileceğini hatta ulusal egemenlik güç dengeleri ve uluslararası jeopolitik çatışmalarda belirleyici bir faktöre dönüşebileceğini belirtti
Bu riskler yalnızca buzullarla sınırlı kalmayıp yağış düzenlerindeki değişiklikler ve şiddetli seller ülkeler arasında sınır oluşturan nehir yataklarını da etkileyebiliyor Doğal erozyon ve birikme süreçleri zamanla bazı nehir yataklarının değişmesine katkıda bulunurken seller bu hatlarda ani kaymalara yol açarak arazi mülkiyeti su hakları ve doğal kaynaklara erişim konularında anlaşmazlıkları tetikleyebiliyor
Anlaşmalara Göre Hukuki Etki Değişiyor
Söz konusu değişimlerin hukuki etkisi her bir sınırı düzenleyen antlaşmalara göre farklılık gösteriyor Bazı anlaşmalar nehir yatağındaki kademeli değişime bağlı olarak sınırın kaymasına izin verirken diğer anlaşmalar özellikle değişim ani bir sapmadan kaynaklandığında yatak değişse bile sınırı sabit tutuyor
Bu nedenle iklim değişikliği ile sınır anlaşmazlıkları arasındaki ilişki otomatik ya da kaçınılmaz olmayıp sınırın niteliğine ve onu düzenleyen hukuki kurallara bağlı olarak şekilleniyor
Deniz Seviyesinin Yükselmesi Daha Geniş Sorunlar Getiriyor
Alplerdeki buzulların erimesi karasal sınırların konumunu değiştirebiliyorsa deniz seviyesinin yükselmesi özellikle kıyı ülkeleri ile küçük ada devletleri açısından daha geniş ve karmaşık sorunları beraberinde getiriyor
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneline göre küresel ortalama deniz seviyesi 1901 ile 2018 yılları arasında yaklaşık 20 santimetre yükseldi Yükselme hızı 1901 1971 yılları arasında yılda ortalama 1,3 milimetre iken 2006 2018 yılları arasında yılda yaklaşık 3,7 milimetreye ulaştı
Bu durum esas olarak okyanus sularının ısınarak genleşmesinden ayrıca Grönland ve Antarktikadaki buzullar ile buz tabakalarının erimesinden kaynaklanıyor
Etkileri Yalnızca Kara Kaybıyla Sınırlı Değil
Bu olgunun etkileri yalnızca kıyı topraklarının kaybıyla sınırlı kalmayıp kıyı erozyonu deniz taşkınlarının artması tatlı su kaynaklarına tuzlu su karışması gibi sonuçların yanı sıra altyapı ve yerleşim alanlarını da tehdit ediyor
Aralarında Tuvalu Kiribati ve Marshall Adalarının da bulunduğu alçak rakımlı ada ülkeleri sınırlı yüzölçümleri ve topraklarının büyük bölümünün deniz seviyesinden sadece birkaç metre yüksekte olması nedeniyle olağanüstü zorluklarla karşı karşıya bulunuyor
Tuvaludan Tarihi Uyarı
Tuvalu 2021 yılında İskoçyanın Glasgow kentinde düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı sırasında bu meseleye dikkat çekmişti
Dönemin Dışişleri Bakanı Simon Kofe denizin içinde durarak kaydettiği görüntülü mesajla yükselen okyanus seviyelerinin ülkesi için oluşturduğu varoluşsal tehdidi somut bir şekilde gözler önüne sermişti
Uyarı yalnızca evlerin sular altında kalması ve kara kayıplarıyla sınırlı olmayıp devletin geleceğini topraklarının büyük bölümü yaşanamaz hale gelse dahi vatandaşlarının vatandaşlık kimlik ve deniz alanlarındaki egemenlik haklarını koruma mücadelesini de kapsıyordu
BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin Getirdiği Haklar
Bu mesele devletlerin deniz ve okyanuslardaki hak ve yükümlülüklerini düzenleyen 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında özel bir hukuki önem taşıyor
Sözleşmenin 5 maddesine göre karasuları olağan durumlarda kıyı devletince resmi olarak tanınan deniz haritalarında gösterildiği üzere kıyı boyunca uzanan en düşük cezir hattından itibaren ölçülüyor
Sözleşmenin 3 maddesi her kıyı devletine karasularının genişliğini esas hatlardan itibaren 12 deniz milini aşmayacak şekilde belirleme hakkı tanırken 57 madde münhasır ekonomik bölgenin bu hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanamayacağını hükme bağlıyor
Her bölgenin hukuki statüsü farklılık gösteriyor devlet karasuları üzerinde tam egemenliğe sahipken münhasır ekonomik bölgede doğal kaynakların aranması işletilmesi ve yönetilmesinin yanı sıra bilimsel araştırmalar ile deniz çevresinin korunmasına ilişkin belirli egemen haklar ve yetkiler kullanıyor
Kıta Sahanlığı Nasıl Belirleniyor
Madde 76 ile düzenlenen kıta sahanlığı karasularının ötesindeki deniz tabanını ve bunun altını kapsamakta olup doğal kıta kenarının bu mesafeye ulaşmadığı durumlarda yasal olarak 200 deniz miline kadar uzanmaktadır
Bu mesafe devletin sözleşmede öngörülen bilimsel ve yasal şartları yerine getirmesi halinde daha da öteye uzanabilir ancak dış sınırları bazı durumlarda 350 deniz miline veya 2 bin 500 metre derinlik çizgisine göre ölçülen bir mesafeye ulaşabilen özel kısıtlamalara tabidir
Bu durum kıta sahanlığına ilişkin hakların münhasır ekonomik bölge haklarıyla tamamen aynı olmadığını kıyı devletinin kıta sahanlığında yalnızca deniz tabanı ve altındaki doğal kaynakları araştırma ve işletme yetkisine sahip olduğunu bu hakların mutlaka üstteki suların mülkiyetini gerektirmediğini ortaya koyuyor
Bilimsel Araştırma Ne Gösterdi
Frontiers in Marine Science dergisinde yayımlanan bir araştırmada bilim insanları uluslararası hukuk coğrafya ve teknik verileri harmanlayan bir analizle deniz yetki alanları ve sınır belirleme süreçleri üzerinde deniz seviyesi yükselmesinin olası etkilerini ele aldı
Çalışma kıyıların değişmesinin ve bazı coğrafi referans noktalarının sular altında kalmasının özellikle komşu ülkelerin taleplerinin çakıştığı durumlarda deniz alanlarının belirlenmesinde hukuki ve teknik sorunlara yol açabileceğini gösterdi
Bununla birlikte kıyı çizgisinin gerilemesi bir devletin deniz alanının bir kısmını mutlaka kaybedeceği anlamına gelmediği gibi uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş sınırlar da deniz seviyesinin yükselmesiyle kendiliğinden değişmiyor
Uluslararası Hukuk İklim Sınavıyla Karşı Karşıya
Söz konusu mesele Uluslararası Adalet Divanının 23 Temmuz 2025 tarihinde devletlerin iklim değişikliği karşısındaki yükümlülüklerine ilişkin yayımladığı tavsiye kararıyla önemli bir hukuki boyut kazandı
UAD kararda BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca hukuka uygun şekilde belirlenmiş ve ilan edilmiş esas hatlar ile deniz alanlarının dış sınırlarına ait haritaların sırf deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle kıyıların değişmesi gerekçesiyle güncellenmesinin zorunlu olmadığını vurguladı
Bu yorum tüm uyuşmazlıkları sona erdirip sınır belirleme süreçlerinin hukuki şartlarını ortadan kaldırmamakla birlikte deniz sınırlarının istikrarını güçlendiriyor Nitekim söz konusu yaklaşım Pasifik Adaları Forumunun 2021 yılında kabul ettiği ve deniz seviyesi yükselse dahi yasal olarak belirlenmiş deniz alanlarının korunmasını öngören bildirgesiyle de örtüşüyor
Küçük Ada Ülkeleri İçin Kritik Koruma
Getirilen bu koruma karasal alanlarının küçülmesi nedeniyle geniş deniz ve ekonomi haklarını kaybetme endişesi taşıyan Tuvalu ve Marshall Adaları gibi küçük ada ülkeleri için kritik önem taşıyor
Ancak yanıtı en karmaşık soru toprakları tamamen sular altında kalan ve nüfusu göç etmek zorunda kalan bir devletin hukuki varlığının gelecekte ne olacağı noktasında toplanıyor
UAD bir devletin kurulduktan sonra unsurlarından birinin ortadan kalkmasının hukuki varlığının sona ermesi sonucunu doğurmayacağını açıklamakla birlikte ülke toprağının tamamen kaybedilmesi durumunda egemenliğin kullanılması kurumların sürekliliği ve nüfusun haklarına ilişkin tüm hususları karara bağlamadı
İsa Tuvalu ve Kiribati gibi alçak rakımlı ülkelerin taşkınlar suların tuzlanması ve yaşanabilir toprak kaybı gibi artan risklerle karşı karşıya kaldığını hukuki ve pratik karmaşıklıklar sürse de bu devletlerin uluslararası alanda tanınmasını ve egemenlik haklarını korumaya yönelik uluslararası eğilimin güçlendiğini ifade etti
Patagonyada Buzul Sorunu Sınırı Etkiliyor
Güney Amerikanın güneyinde Şili ile Arjantin arasında uzanan Güney Patagonya Buz Sahası bölgesi iklim değişikliğinin uluslararası sınırlar üzerindeki etkisinin bir başka boyutunu gözler önüne seriyor
İki ülke arasındaki anlaşmazlık dağ zirveleri ve su bölümü çizgisine ilişkin 1881 Antlaşması ile 1893 Protokolünün farklı yorumlanmasına dayanıyor
İki ülke 1998 yılında sınırın belirli kesimlerinde uzlaşmaya varmış olsa da bir bölümün belirlenmesi ve çizilmesi süreci tamamlanmayı bekliyor Buzulların erimesi kayalık alanların ortaya çıkması ve bazı su akış düzenlerinin değişmesiyle birlikte sınır belirlemede kullanılan doğal unsurların tespitini etkileyerek sürece yeni karmaşıklıklar ekliyor
Uydu verileri son on yıllarda Patagonya buz sahalarının kütle kaybettiğini ve Tyndall Buzulunun da aralarında bulunduğu buzulların gerilediğini bununla eş zamanlı olarak bu buzullarla bağlantılı göllerin genleştiğini doğruluyor
Bununla birlikte buzulların erimesi anlaşmazlığı doğrudan ortaya çıkarmadığı gibi yasal sınırları kendiliğinden değiştirdiğine dair yeterli kanıt da bulunmuyor Ancak bu durum coğrafi ölçüm zorluklarını artırırken güncel haritaların önemini vurguluyor
Arktikte Stratejik İlgiler Artıyor
İklim değişikliğinin etkisi yükselen sıcaklıklar ve azalan deniz buzunun daha önce erişilemeyen bölgelere mevsimsel erişimi kolaylaştırdığı ve bu bölgelerin ekonomik ve stratejik önemini artırdığı Arktik bölgesinde açıkça görülüyor
En somut örneklerden birini ABD ile Kanada arasında Alaskanın kuzeyi ile Yukon bölgesi üzerindeki Beaufort Denizinin bir kısmını kapsayan deniz uyuşmazlığı oluşturuyor Söz konusu uyuşmazlık Birleşik Krallık ile Rusya arasında 1825 yılında imzalanan antlaşmaya dayanan sınırın farklı yorumlanmasından kaynaklanıyor
İklim değişikliği anlaşmazlığın doğrudan nedeni olmasa da potansiyel petrol ve gaz rezervlerine yönelik ilginin artmasıyla bölgenin önemini artırdı Eylül 2024te iki ülke çakışan deniz sınırları konusunda müzakerelerde bulunmak üzere ortak bir çalışma grubu kurdu
İsa iklim değişikliğinin kendiliğinden yeni sınırlar oluşturmadığını ancak buzulların çekilmesiyle doğal kaynaklara erişimin sağlanması ve ulaşım ile ekonomik faaliyetler için yeni güzergahların açılması sayesinde özellikle tartışmalı bölgelerin stratejik önemini artırabileceğini ifade etti
Asıl Risk Makasın Açılmasında
Alplerden Pasifik adalarına Patagonya buz sahalarından Beaufort Denizine uzanan gelişmeler iklim değişikliğinin coğrafya ile uluslararası hukuk arasındaki ilişkiyi derinden etkilemeye başladığını gösteriyor
Bir nehir yatağının değişmesi ya da bir buzul kütlesinin erimesi mutlaka bir sınır anlaşmazlığının doğacağı anlamına gelmiyor Ancak asıl risk değişen coğrafya ile mevcut yasal sınırlar arasındaki makasın açılmasında yatıyor bu durum özellikle sınırlandırması henüz tamamlanmamış bölgelerde ikili anlaşmaların hassas coğrafi ölçümlerin ve uluslararası iş birliğinin önemini artırıyor
Son Hukuki Gelişmeler En Çok Etkilenen Ülkeleri Koruyor
Buna karşılık son hukuki gelişmeler iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeleri korumayı hedefliyor
Deniz sınırlarının istikrarını ve uluslararası hukuki kişiliklerinin devamlılığını güçlendiren bu adımlar en yüksek emisyona sebebiyet veren devletlerin sorumluluk taşıdığı bir olgu yüzünden söz konusu ülkelerin egemenliklerini ve kaynaklarını kaybetmelerinin önüne geçmeyi amaçlıyor
Uzmanın Son Mesajı
İsa açıklamasının sonunda iklim değişikliğinin dünyanın siyasi haritasını kendiliğinden yeniden çizmediğini ancak uluslararası ilişkilerin coğrafi ekonomik ve stratejik temellerini değiştirdiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu
Sınırların korunması artık egemenlik iklim adaleti güvenlik ve uluslararası hukukla doğrudan bağlantılı bir mesele haline geldi
Yorumlar